Siz

Siz,
Evet siz!
Her gün biraz daha mavisiniz
Yeşil
Beyaz
Turkuaz

Her gün biraz daha sümbül
Lale
Karanfil
Gül

Gül, dedim de
Çok güzel yüzünüz
Keyifli
Ve bol şekerli gülüşünüz

Ah gülüşünüz
Bana uzak
Çok uzak
Daha da uzak

Benim siyahtan başka rengim
Küçük, çatlak bir saksıda kaktüs çiçeğim…
…den başka

yok!

Yok kalbinizden tutacak
Ne keyfim
Ne de şekerli düşlerim

Dekoltesi Lacivert Gecelerde Tende Yanık Kokusuydu Aşk

‘’Bir gün, zamanın gözleri bıçak gibi kesecek geçmişin perdesini ve bir aynada kanayacak yüzün. İşte o an, hangi yaranın kabuk tutmadığını anlayacaksın. Şimdi git!‘’

Dedin ve ben nefes nefese…

Bir yanımı sende bırakıp, bir yanımı alıp gittim; siyasi kaçaklar gibi, başka bir ülkeye sığınırcasına. Yüreğime yabancı bir dilde, bana ait olmayan aşklar bozdurup, senli lacivert gecelerin içinden kokunu ayıklayarak, doyumsuz hayatlara bıraktım kendimi. Yıllar an gibi gelip geçerken, hiç fark etmedim kalbimden geçip gidenleri. Aşkın biri geldi, biri gitti senden sonra. Hiçbirine kal demedim. Umurumda bile değildi hiçbiri ve umurlarında bile değildim hiçbirinin. Bir suçun diyetini öder gibi, her gece tenimde sana ait izleri yaktım; başka bir tenin bana ait olmayan dokunuşlarıyla.

Evet, gecede gözlerin yoktu. Hiçbir gecede yoktu. O dekoltesi lacivert gecelerde, tenimi yakana dek karanlık yüzlerle sevişirken, bir saniye bile düşmüyordun aklıma. Başka biri oldum senden sonra. Kendime yabancı hayatlarla, başka hayatların zamanlarında yolculuk yapmaya başladım. İçimdeki ben, dışımdaki bana hiç ait olamadı. Hep, sinsice avını bekleyen yabani bir hayvan gibi, sadece dışımdaki beni doyurdum; başka vücutların yabani açlığını bastırarak.

Ama!Ama geldi işte o an. Anladım hangi yaranın kabuk tutmadığını.

Bir sabah, yüzümde ölü buldum kendimi. Zamanın gözleri, bıçak gibi geçmişin perdesini yırtarken, aynada kanayan yüzüme dokundum. Daha bir saniye önce deşilmiş, taze bir yara gibiydi senden gidişim.

Şimdi her sabah, pişmanlık boğazımda düğümlenmiş uyanırken, gün ‘’Geri dön’’ diyor, ‘’Geri dön geç olmadan.’’ Geri dönmek, onca yıldan sonra yeniden karşına çıkıp ‘’Bak, ben geldim’’ demek. Onca sensiz geçen cehennemden sonra, sana bir avuç cennet getirebilmek…

Mümkün mü?

Değil.

Gülüşün nasıl da yakışırdı geceye. Tenine dokunan ellerim, dudaklarından çıkan iki heceyle nasıl da titrerdi. Biliyor musun, sevişmeden uyuduğumuz geceler, sevişmelerden bin kat daha güzeldi. Yanında uyanmak, saçlarını koklamak; kokun…

—Günaydın sevgilim.

O zamanlar bana günaydın derken, gözlerinin içine bakıp, defalarca seni seviyorum derdim ya: Şimdi, ‘’Günaydın! ’’ desen, başımı önüme eğip, ‘’Haklısın’’ diyebilirim. Çok geç kaldım sana, çok geç günaydım.

Ama yine de bil istiyorum

O dekoltesi lacivert gecelerde, tenimdeki yanık kokusu sendin…

” Bazı yaralar, sahibini bekler kapanmak için… ”

Bu yara hiç kapanmayacak!

 

 

 

Düşün Bir Kİtapsın

Düşün,
Bir kitapsın!
Yıllardır,
Birilerinin seni okuması için bekleyen bir kitap!

Bir gün,
Bir el seni o tozlu raftan alıyor / Seviniyorsun
”Evet,  biri seni okuyacak!”
Sayfaların titriyor sevinçten
Kelimelerin heyecandan dağıldı dağılacak

Yavaşça açılıyorsun
Çok mutlusun
Satır aralarından kuşlar uçuşuyor

Derken,
Sayfanı yırtıp alıyor o el!
Sonra,
Bir sayfanı daha
Bir sayfanı daha…

Nisan

Süt  kokusuna
Kırağı çalmış
Kefeni kundak yırtığı bir an
Baharın buz gibi memelerinde
İlk nefes acısı
Yüreğe batan
Ardından
Bir ağlama sesi / Sıradan
Doğdum
Adım Nisan

Annem gül kokuyordu

Şair Ve Şiir

Önce  gözlerini açmalı kelimelerin
Kelimeler de görebilmeli kendini
Şairini tanıyan şiirler yazmalı
Biraz anarşist
Biraz faşist
Terbiyesiz

Aşk, biraz dinlenmeli

Ya bir istasyon
Ya bir liman
Hep aynı kadın
Hep aynı adam

Gitmeler
Kalmalar
Yalnızlıklar sıradan

Mısra mısra
Sayfa sayfa
Biraz da diğerlerinden bahsetmeli
Ondan
Şundan
Bundan
Bir ölüden
Bir diriden
Bir köleden
Bir kraldan

Ve gülüşünden bir züğürtün

Hayata dair
Yaşamak tadında
Biraz da sokak aralarına düşmeli şair
Şarap
Ve şiir

Uçuşsa Saçlarım

Saçlarım
Ne kadar da soğuk ve yalnız
Dağınık ve uykusuz
Sanki yıllardır hiç taranmamış

Bir rüzgar çıksa
Dokunsa
Uçuşsa saçlarım

Saçlarım
Ne çok siyah
Ne kadar çok geceye dolaşmış

Dağınık ve uykusuz

Anlamak

” Sonbaharda hüznün damarını çatlatan,yapraklarını döken ağaçlar değil;
kanatlarından yaralanmış, gebe kuşlar.”

Deli bir mavinin içinden sızar o karanlık hatıra
Evinin en loş duvarlarına
Yırtılır yüreğinin içinde sonsuzluğu sevdanın
Sonra bir gemi kalkar avuçlarından
Bileklerinde intihar eder
O eskicinin bile uğramadığı harabe liman

Anımsamayı unuttuğun yüzler deler gözbebeklerini
Anımsamaya başlarsın

Neyi geride bıraktım sahi
Hangi mevsimdi
Hangi acele işlerdi
Neye koşturdum yalınayak, unutarak kendimi
Varoluş
Yokoluş
İlkbahardan kaçıp
Sonbahara sığınmak gibi

Özgürlüğümü düşürdüm
Ayak izlerinin en acıtan derinliğine
Bir çığlığa esir ettim
Şehrin tüm boşluklarını
Zaman geçti
Hayat devretti tüm sevgileri başka bir telaşa
Başka bir telaşla

Düşündüm
İrdeledim
Sahi değdi mi

Değmez mi!

Cehennem kaçkını pervasız bir rüzgârla
Sonbaharda dans ederken yapraklar
Havada asılı kalmış gebe kuşların çığlıkları ile uyandım
Anladım ki
Sen yoktun
Ve ben hiç senin olmadım

Ağlamak değil
Anlamak gerekiyordu
Anlıyorum

Gitmen gerekliydi ve gitmeliydin.

Elenisa 1

Elenisa,

Gözlerinden dökülen bütün aşkları / Yıllarca
Kalbimin içine sakladım
Kalbim!
Ah, zavallı kalbim

Ne çok isterdim Elenisa, bir bilsen
Sen başkalarına ağlarken / Çoğalırken
Ellerini tutmaktan çok
Gözlerini tutmayı

En çok da
Gözlerin Elenisa
O aşka acemi gece gözlerin
Umudum
Düşüm
Nefesim

Aç gözlerini Elenisa
Aç!
Yakışmıyor uyumak sana
Gecenin bir yarısı koynunda
Sana uzak bir kalbin