Ay ışığında aylaşıyoruduk her gece
Loş bir rengi vardı tenimizin / Buğulu
Size uzak,
Bronz aşklarımız
Ayrılıklarımız
Yalnızlıklarımız
Biz, hep dışındaydık kalbinizin
Hiç içine sığamadık
Ay ışığında aylaşıyoruduk her gece
Loş bir rengi vardı tenimizin / Buğulu
Size uzak,
Bronz aşklarımız
Ayrılıklarımız
Yalnızlıklarımız
Biz, hep dışındaydık kalbinizin
Hiç içine sığamadık
Düşmüş
Uf olmuş kalbi benden uzakta
Demiştim oysa
Tu-tu-na-maz-sın
Başka bir aşka
Hadi gel
Öpeyim geçsin
Sevgili ask, söyle tanrına
Sonsuzluğunda dolaşıp durmasın yalnızlığımın
İmansızım!
Çingene ağzımda
Arabesk kahkaha
Ve hikâyelerim
Kangren
Koşar gibi konuşuyorum
Kalabalık
Laf üstüne laf telaşı
Bir kelimem
Diğerine yabancı
Dilime sırnaşık
Oynak cümleler
İnsanlar yüzüme bakıyor
Kilometrelerce uzak
Milyonlarca
İnsanlar yüzüme yağıyor
Yüzüm sırılsıklam insanlar
Ne söylediğim önemli mi / Sizce
Bir deli işte
Soytarı
Islık çalıp
Şarkı söylüyor / Saçma!
Dilinin ucunda bir hayat
Anlayana sivrisinek, saz
Anlamayana…
Davul, zurna, saz, keman, kemençe, gitar, bass gitar…
Çal maestro
Çal!
Tek geçim kaynağımızdı yalnızlık, yoksulduk kalabalıklara. Bu yüzden, ne zaman kapısı çalınsa yüreğimizin, utanıyorduk açmaya.
Yamalı
Kirli
Ve açtık
Çirkindik velhasıl aşka
Saçlarım
Ne kadar da soğuk ve yalnız
Dağınık ve uykusuz
Sanki yıllardır hiç taranmamış
Bir rüzgar çıksa
Dokunsa
Uçuşsa saçlarım
Saçlarım
Ne çok siyah
Ne kadar çok geceye dolaşmış
Dağınık ve uykusuz
” Sonbaharda hüznün damarını çatlatan,yapraklarını döken ağaçlar değil;
kanatlarından yaralanmış, gebe kuşlar.”
Deli bir mavinin içinden sızar o karanlık hatıra
Evinin en loş duvarlarına
Yırtılır yüreğinin içinde sonsuzluğu sevdanın
Sonra bir gemi kalkar avuçlarından
Bileklerinde intihar eder
O eskicinin bile uğramadığı harabe liman
Anımsamayı unuttuğun yüzler deler gözbebeklerini
Anımsamaya başlarsın
Neyi geride bıraktım sahi
Hangi mevsimdi
Hangi acele işlerdi
Neye koşturdum yalınayak, unutarak kendimi
Varoluş
Yokoluş
İlkbahardan kaçıp
Sonbahara sığınmak gibi
Özgürlüğümü düşürdüm
Ayak izlerinin en acıtan derinliğine
Bir çığlığa esir ettim
Şehrin tüm boşluklarını
Zaman geçti
Hayat devretti tüm sevgileri başka bir telaşa
Başka bir telaşla
Düşündüm
İrdeledim
Sahi değdi mi
Değmez mi!
Cehennem kaçkını pervasız bir rüzgârla
Sonbaharda dans ederken yapraklar
Havada asılı kalmış gebe kuşların çığlıkları ile uyandım
Anladım ki
Sen yoktun
Ve ben hiç senin olmadım
Ağlamak değil
Anlamak gerekiyordu
Anlıyorum
Gitmen gerekliydi ve gitmeliydin.
Elenisa,
Gözlerinden dökülen bütün aşkları / Yıllarca
Kalbimin içine sakladım
Kalbim!
Ah, zavallı kalbim
Ne çok isterdim Elenisa, bir bilsen
Sen başkalarına ağlarken / Çoğalırken
Ellerini tutmaktan çok
Gözlerini tutmayı
En çok da
Gözlerin Elenisa
O aşka acemi gece gözlerin
Umudum
Düşüm
Nefesim
Aç gözlerini Elenisa
Aç!
Yakışmıyor uyumak sana
Gecenin bir yarısı koynunda
Sana uzak bir kalbin
Çok önceydi
Önceden biraz sonra
Dışarıda kar yağıyord
Soğuktu hava
İçeride gülüşün vardı
Yeni demlenmiş çay
Taze simit
Gülüşürdük herkesten uzak / öpüşürdük sıcacık
Akşam üstleri
Levrek
Rakı
Roka
GÜZELDİK
Çok sonraydı
Sonradan biraz önce
Dışarıda kar yağıyordu
Soğuktu hava
İçeride titrek bir sessizik
Ellerimi tutuyordun
Ellerimi ilk kez bu kadar korkuk tutuyordun
Dudakların üşüyordu
Dilinde iki kaçak kelime / İki bıçak
Bilelenmiş
Sus!
Dedim ya sana…
Biliyor musun
Kelebekler de terk etti beni / Kuşlardan sonra
Saksıdaki begonya da öldü
Bütün gün böceklerle konuştum
Sonra…
Sonra onlar da gittiler
Sen de gelmedin o gece
O gece hiç sabah olmadı
Dışarıda kar yağıyordu
Soğuktu hava