Göz kapaklarında ağırlığı duruyordu zamanın
Zamanın kırlaşmış uykusuzluğu
Ağır ağır açılıp kapandıkça gözleri
Saatine bakıyordu
Ya yarın yoksa!
Yaşar mıydı bir gün daha
Sol tarafında yatan o güzel / Kırk yıllık
Kadının koynunda
Bir gün daha
Göz kapaklarında ağırlığı duruyordu zamanın
Zamanın kırlaşmış uykusuzluğu
Ağır ağır açılıp kapandıkça gözleri
Saatine bakıyordu
Ya yarın yoksa!
Yaşar mıydı bir gün daha
Sol tarafında yatan o güzel / Kırk yıllık
Kadının koynunda
Bir gün daha
Tam da yara aldığımız yerden yakalıyorlar bizi
En şubat yanlarımızdan…
Çok sonraydı
Sonradan biraz önce
Dışarıda kar yağıyordu
Soğuktu hava
İçeride titrek bir sessizik
Ellerimi tutuyordun
Ellerimi ilk kez bu kadar korkuk tutuyordun
Dudakların üşüyordu…
Dilinde iki kaçak kelime / İki bıçak
Bilelenmiş…
Sus!
Dedim ya sana
Biliyor musun
Kelebekler de terk etti beni / Kuşlardan sonra
Saksıdaki begonya da öldü
Bütün gün böceklerle konuştum
Sonra…
Sonra onlar da gittiler
Sen de gelmedin o gece
O gece hiç sabah olmadı
Dışarıda kar yağıyordu
Soğuktu hava
Gülüşünü çaldın dudaklarımdan
Yüzümden gözlerini
Sesimi, sessizliğinden
Ne kadar düş varsa sana dair
Gece yarısı mırıldanılmış / Koynunda
Tenime satır satır işlenmiş
Düşlerini çaldın sen
Aşk,
Mısra sonu vurgulu bir ünlem
Ay ışığı soluğunda, kalbinde uyurken ben
Şiirlerini çaldın sen
Sen,
Kendi masalını çaldın
Benim hikâyemden
Ay ışığında aylaşıyoruduk her gece
Loş bir rengi vardı tenimizin / Buğulu
Size uzak,
Bronz aşklarımız
Ayrılıklarımız
Yalnızlıklarımız
Biz, hep dışındaydık kalbinizin
Hiç içine sığamadık
Biz karanlığına sokulduk hep gecenin
Sessizliğine kıvrılıp uyuduk
Geceden kalma hiç gülüşümüz olmadı iki kişilik
Mağluptu hep yüzümüz gün ağardığında
Sokak lambasının ışığında dans eden
Sivri sinekler kadar mutlu olabilirdik oysa
Sustuk!
Sevgili ask, söyle tanrına
Sonsuzluğunda dolaşıp durmasın yalnızlığımın
İmansızım!
‘’Bir gün, zamanın gözleri bıçak gibi kesecek geçmişin perdesini ve bir aynada kanayacak yüzün. İşte o an, hangi yaranın kabuk tutmadığını anlayacaksın. Şimdi git!‘’
Dedin ve ben nefes nefese…
Bir yanımı sende bırakıp, bir yanımı alıp gittim; siyasi kaçaklar gibi, başka bir ülkeye sığınırcasına. Yüreğime yabancı bir dilde, bana ait olmayan aşklar bozdurup, senli lacivert gecelerin içinden kokunu ayıklayarak, doyumsuz hayatlara bıraktım kendimi. Yıllar an gibi gelip geçerken, hiç fark etmedim kalbimden geçip gidenleri. Aşkın biri geldi, biri gitti senden sonra. Hiçbirine kal demedim. Umurumda bile değildi hiçbiri ve umurlarında bile değildim hiçbirinin. Bir suçun diyetini öder gibi, her gece tenimde sana ait izleri yaktım; başka bir tenin bana ait olmayan dokunuşlarıyla.
Evet, gecede gözlerin yoktu. Hiçbir gecede yoktu. O dekoltesi lacivert gecelerde, tenimi yakana dek karanlık yüzlerle sevişirken, bir saniye bile düşmüyordun aklıma. Başka biri oldum senden sonra. Kendime yabancı hayatlarla, başka hayatların zamanlarında yolculuk yapmaya başladım. İçimdeki ben, dışımdaki bana hiç ait olamadı. Hep, sinsice avını bekleyen yabani bir hayvan gibi, sadece dışımdaki beni doyurdum; başka vücutların yabani açlığını bastırarak.
Ama!Ama geldi işte o an. Anladım hangi yaranın kabuk tutmadığını.
Bir sabah, yüzümde ölü buldum kendimi. Zamanın gözleri, bıçak gibi geçmişin perdesini yırtarken, aynada kanayan yüzüme dokundum. Daha bir saniye önce deşilmiş, taze bir yara gibiydi senden gidişim.
Şimdi her sabah, pişmanlık boğazımda düğümlenmiş uyanırken, gün ‘’Geri dön’’ diyor, ‘’Geri dön geç olmadan.’’ Geri dönmek, onca yıldan sonra yeniden karşına çıkıp ‘’Bak, ben geldim’’ demek. Onca sensiz geçen cehennemden sonra, sana bir avuç cennet getirebilmek…
Mümkün mü?
Değil.
Gülüşün nasıl da yakışırdı geceye. Tenine dokunan ellerim, dudaklarından çıkan iki heceyle nasıl da titrerdi. Biliyor musun, sevişmeden uyuduğumuz geceler, sevişmelerden bin kat daha güzeldi. Yanında uyanmak, saçlarını koklamak; kokun…
—Günaydın sevgilim.
O zamanlar bana günaydın derken, gözlerinin içine bakıp, defalarca seni seviyorum derdim ya: Şimdi, ‘’Günaydın! ’’ desen, başımı önüme eğip, ‘’Haklısın’’ diyebilirim. Çok geç kaldım sana, çok geç günaydım.
Ama yine de bil istiyorum
O dekoltesi lacivert gecelerde, tenimdeki yanık kokusu sendin…
” Bazı yaralar, sahibini bekler kapanmak için… ”
Bu yara hiç kapanmayacak!
Tek geçim kaynağımızdı yalnızlık,yoksulduk kalabalıklara. Bu yüzden, ne zaman kapısı çalınsa yüreğimizin, utanıyorduk açmaya
Yamalı
Kirli
Ve açtık
Çirkindik velhasıl aşka
Sesini özledim en çok
Mırıldandığın ninnilerden karanlığa sızan
O karanfil kokusunu
Gülüşünden doğan serçelerin
Kanat sesleri sustuğundan beri
Gece hep ayaz
Ellerine ne çok kar yağmış anne
Ellerin ne kadar çok Şubat
Üşüyor saçlarım