Ol
Bir şeylerim
Nasıl desem
En sıcağından
Bir bardak çay ol
Dökül içime
Meselâ
Hadi gel
Düşmüş
Uf olmuş kalbi benden uzakta
Demiştim oysa
Tu-tu-na-maz-sın
Başka bir aşka
Hadi gel
Öpeyim geçsin
Susmalar
Biz karanlığına sokulduk hep gecenin
Sessizliğine kıvrılıp uyuduk
Geceden kalma hiç gülüşümüz olmadı iki kişilik
Mağluptu hep yüzümüz gün ağardığında
Sokak lambasının ışığında dans eden
Sivri sinekler kadar mutlu olabilirdik oysa
Sustuk!
Aşk Tanrısı
Sevgili ask, söyle tanrına
Sonsuzluğunda dolaşıp durmasın yalnızlığımın
İmansızım!
Annem Dünyanın En Güzel Kadınıydı
Annem dünyanın en güzel kadınıydı
En güzel gülümseyen kadını
Suya şeker katsa
Sütlaç olurdu
Toprağa kül dökse / Gül
Dekoltesi Lacivert Gecelerde Tende Yanık Kokusuydu Aşk
‘’Bir gün, zamanın gözleri bıçak gibi kesecek geçmişin perdesini ve bir aynada kanayacak yüzün. İşte o an, hangi yaranın kabuk tutmadığını anlayacaksın. Şimdi git!‘’
Dedin ve ben nefes nefese…
Bir yanımı sende bırakıp, bir yanımı alıp gittim; siyasi kaçaklar gibi, başka bir ülkeye sığınırcasına. Yüreğime yabancı bir dilde, bana ait olmayan aşklar bozdurup, senli lacivert gecelerin içinden kokunu ayıklayarak, doyumsuz hayatlara bıraktım kendimi. Yıllar an gibi gelip geçerken, hiç fark etmedim kalbimden geçip gidenleri. Aşkın biri geldi, biri gitti senden sonra. Hiçbirine kal demedim. Umurumda bile değildi hiçbiri ve umurlarında bile değildim hiçbirinin. Bir suçun diyetini öder gibi, her gece tenimde sana ait izleri yaktım; başka bir tenin bana ait olmayan dokunuşlarıyla.
Evet, gecede gözlerin yoktu. Hiçbir gecede yoktu. O dekoltesi lacivert gecelerde, tenimi yakana dek karanlık yüzlerle sevişirken, bir saniye bile düşmüyordun aklıma. Başka biri oldum senden sonra. Kendime yabancı hayatlarla, başka hayatların zamanlarında yolculuk yapmaya başladım. İçimdeki ben, dışımdaki bana hiç ait olamadı. Hep, sinsice avını bekleyen yabani bir hayvan gibi, sadece dışımdaki beni doyurdum; başka vücutların yabani açlığını bastırarak.
Ama!Ama geldi işte o an. Anladım hangi yaranın kabuk tutmadığını.
Bir sabah, yüzümde ölü buldum kendimi. Zamanın gözleri, bıçak gibi geçmişin perdesini yırtarken, aynada kanayan yüzüme dokundum. Daha bir saniye önce deşilmiş, taze bir yara gibiydi senden gidişim.
Şimdi her sabah, pişmanlık boğazımda düğümlenmiş uyanırken, gün ‘’Geri dön’’ diyor, ‘’Geri dön geç olmadan.’’ Geri dönmek, onca yıldan sonra yeniden karşına çıkıp ‘’Bak, ben geldim’’ demek. Onca sensiz geçen cehennemden sonra, sana bir avuç cennet getirebilmek…
Mümkün mü?
Değil.
Gülüşün nasıl da yakışırdı geceye. Tenine dokunan ellerim, dudaklarından çıkan iki heceyle nasıl da titrerdi. Biliyor musun, sevişmeden uyuduğumuz geceler, sevişmelerden bin kat daha güzeldi. Yanında uyanmak, saçlarını koklamak; kokun…
—Günaydın sevgilim.
O zamanlar bana günaydın derken, gözlerinin içine bakıp, defalarca seni seviyorum derdim ya: Şimdi, ‘’Günaydın! ’’ desen, başımı önüme eğip, ‘’Haklısın’’ diyebilirim. Çok geç kaldım sana, çok geç günaydım.
Ama yine de bil istiyorum
O dekoltesi lacivert gecelerde, tenimdeki yanık kokusu sendin…
” Bazı yaralar, sahibini bekler kapanmak için… ”
Bu yara hiç kapanmayacak!
Gitme
Tek geçim kaynağımızdı yalnızlık,yoksulduk kalabalıklara. Bu yüzden, ne zaman kapısı çalınsa yüreğimizin, utanıyorduk açmaya
Yamalı
Kirli
Ve açtık
Çirkindik velhasıl aşka
Adsız 1
Tek geçim kaynağımızdı yalnızlık, yoksulduk kalabalıklara. Bu yüzden, ne zaman kapısı çalınsa yüreğimizin, utanıyorduk açmaya.
Yamalı
Kirli
Ve açtık
Çirkindik velhasıl aşka
Bir Eylül Gecesi
Sana artık düş kurmayacağım
Ve anlatmayacağım hiçbir çiçeğe
Dudaklarındaki kelebeğin hikayesini
Ay ışığına bırakacağım seni /USULCA
Koynumda uyurken yokluğun
Bir eylül gecesi
Düşün Bir Kİtapsın
Düşün,
Bir kitapsın!
Yıllardır,
Birilerinin seni okuması için bekleyen bir kitap!
Bir gün,
Bir el seni o tozlu raftan alıyor / Seviniyorsun
”Evet, biri seni okuyacak!”
Sayfaların titriyor sevinçten
Kelimelerin heyecandan dağıldı dağılacak
Yavaşça açılıyorsun
Çok mutlusun
Satır aralarından kuşlar uçuşuyor
Derken,
Sayfanı yırtıp alıyor o el!
Sonra,
Bir sayfanı daha
Bir sayfanı daha…
