Süt kokusuna
Kırağı çalmış
Kefeni kundak yırtığı bir an
Baharın buz gibi memelerinde
İlk nefes acısı
Yüreğe batan
Ardından
Bir ağlama sesi / Sıradan
Doğdum
Adım Nisan
Annem gül kokuyordu
Son Nefes
Bir teli kırık keman eşliğinde
Dilimde titrek bir ıslık / Hüzzam
Karanlığa dolan
Ölmekteyim…
Serçelerin son ölüm uçuşlarında
Bilenmiş eski gecelerden bir an
Şah damarım paslı bıçak kesiği
Ve can iki nefeslik ömür
Payıma kalan
Bir ben gelmiş yapışmış yakama
Boş sessizlikte
Bir çığlık ben
Kan gölü ağzımın boşluğunda
Son bir iki nefes / Daha
Geride sen
Ve itiraf edilmemiş bir yalan
Aşktan kalan
Ölüyorum
Vakitlerden senli bir an
Haziran
Aylardan haziran
Bir Şubatın boşluğundan doğan
Bahçemizde ebruli
Akşamüstü çiçekleri
Kırgın…
Solgun…
Yaprakları kan revan…
Son bir sevişme / Daha
Aşktan kalan
İliklerime kadar
İnceden inceye
Yağmur sesinde hicaz
Uçurum renginde kar
Ağlayan beyaz
Sen
Ateşteki bakır
Sudaki isyan
Git!
Gelmelerini sevmedim,
Anlamadım lisanından…
Git!
Kar altında sevişemez
Hiçbir Haziran
Adsız 3
Kalbim
Gece dolusu yanık gül
Üflesen…
Kül!
Adsız 2
Tam da yara aldığımız yerden yakalıyorlar bizi
En şubat yanlarımızdan…
Kelebeklerde Terketti Beni Kuşlardan Sonra
Çok sonraydı
Sonradan biraz önce
Dışarıda kar yağıyordu
Soğuktu hava
İçeride titrek bir sessizik
Ellerimi tutuyordun
Ellerimi ilk kez bu kadar korkuk tutuyordun
Dudakların üşüyordu…
Dilinde iki kaçak kelime / İki bıçak
Bilelenmiş…
Sus!
Dedim ya sana
Biliyor musun
Kelebekler de terk etti beni / Kuşlardan sonra
Saksıdaki begonya da öldü
Bütün gün böceklerle konuştum
Sonra…
Sonra onlar da gittiler
Sen de gelmedin o gece
O gece hiç sabah olmadı
Dışarıda kar yağıyordu
Soğuktu hava
Alaturka Makamında Aşk
‘Ruhlarımıza kadar yapışan, bu hicaz makamındaki hayat
Madem ki seni
Dibine kadar yaşadık
Öyleyse,
Dibine kadar bat.”
Başlamalı yeniden hayata
Zamanı keşke uğrunda harcamadan
Uzatmadan
Kısa kısa
Öyle ki,
Bir kibritlik ömür biçmeli
Bir sonraki gözyaşlarına
Susmalı en erken saatinde
Düşerken yüreğe akşam
Demlenmeli uzun uzun
Tıka basa uyumalı acıya
Yeniden bir çığlıkla
Selam olsun sabaha
Anlatmak gerek içte kalan ne varsa
Hani uzun zamandır sustuğumuz, susturulduğumuz
Bir vurgu, bir virgül
Arada derin derin nefes
Alaturka makamında bir ses
Bir düşten uyanmadan
Bir gerçeğe koşmak
Yaşamak
Yitirmekten korkmadan
Bir an
Sadece bir an
Düşün
Sen ve ben
Düşün
Sadece ikimiz
Hayat bizi teğet geçmiş
Bir bardak rakıya düşmüş keyfimiz
Meyhanedeyiz
Sen uzatmışsın elini kadehe
Ben çoktan dikmişim kafaya
Ah, şimdi
Şu an da
Seninle
Bir ömür…
Şişede rakı olmak vardı ya!
Düşün
Sen ve ben
Düşün
Masada bir şişe rakı
Masada iki kişilik aşk
Sen içiyorsun
Dünya duruyor
Benim başım dönüyor
Birazdan gitmeyi ezberletiyoruz kendimize
Birazdan susmayı
Sen, yağmur diyorsun
Yağmur yağıyor dışarıda
Ben umursamıyorum
Islanmak, diyorum
İlle de ıslanmak dışarıda
Bir an
Sadece bir an
Kısadır işte o an
Hesap!
Hesap ödeniyor
Perde kapanıyor
Film bitiyor
Başka bir günde
Başka bir yerde
Yeniden
Belki
Kim bilir
Gitme vakti geldiyse
Gidilmelidir
-Hoşçakal!
-Hoşçakal!
Alaturka makamında bir ses
Uzaktan
Kendine iyi bak!
Hırsız
Gülüşünü çaldın dudaklarımdan
Yüzümden gözlerini
Sesimi, sessizliğinden
Ne kadar düş varsa sana dair
Gece yarısı mırıldanılmış / Koynunda
Tenime satır satır işlenmiş
Düşlerini çaldın sen
Aşk,
Mısra sonu vurgulu bir ünlem
Ay ışığı soluğunda, kalbinde uyurken ben
Şiirlerini çaldın sen
Sen,
Kendi masalını çaldın
Benim hikâyemden
Yoksun
Biliyor musun,
O evler gibisin
Kalbi olmayan soğuk evler
Duvarlarına kadın kokusu sinmiş, uykusuz odalar…
Ter kokusu küflenmiş adamların koynunda
Bir iki satır aşk sabahlayan
Mini gecelikli kadınlar
O odalardaki kadınlar gibisin
Kadınları ne kadar varsa o evlerin,
Sen de o kadar yoksun işte!
Ötekiler
Ay ışığında aylaşıyoruduk her gece
Loş bir rengi vardı tenimizin / Buğulu
Size uzak,
Bronz aşklarımız
Ayrılıklarımız
Yalnızlıklarımız
Biz, hep dışındaydık kalbinizin
Hiç içine sığamadık
