Oysa kanatların
Seni istediğin yere götürür
Ama sen,
Kırık bir dalın üstünde
Beklemeyi seçiyorsun
Keşke uçup gitsin
Oysa kanatların
Seni istediğin yere götürür
Ama sen,
Kırık bir dalın üstünde
Beklemeyi seçiyorsun
Keşke uçup gitsin
Sana sarılıp
kokunu içime çeke çeke veda etmek isterdim
Hiç değilse benden bir damla
Gözyaşım kalırdı gülüşünde
Böyle uzak
Böyle sesiz ve nedensiz
Çekip gidilir mi?
Soldu elinde kalbimde açan çiçek
Ah, ne çok sevmiştim seni
Kapısı,
Onun gülüşüyle açılan
Bir evde yaşamak isterdim, dedi
Derinden bir ah!
Çekerek
Bir gülüş
Bir anda
Nasıl da yuvası oluyor insanın.

Demli bir çay kıvamında akıp gidiyor gözlerimden yüzün
Sesin ki
Çoktan silinmiş uykularımdan
Kanıyorsun…
Kalbimden parça parça kopup
Bir boşluğa dökülüyorsun
Yara gibi!
Sen gittin
Nisan tam dört kez gelip geçti
Şubat bir kaç kez üşütüp geçti
Hastalandım
Yataklara düştüm
Sonra eylül geldi
Sarardı yine dönüşünü bekleyen mavi
Yalan yok!
Bazen içimdeki seni
tek nefeste öldürmek geçti
Neyse ki Nisan çabuk geldi
Bir ara nefesim kesildi
Biraz dinlendim
Limonlu çay içtim
Kuşları seyrettim
Sonra…
Sonra yağmur yağdı işte!
Yağdı
Yağdı
Hiç durmadı
Sıcacık bir geceymiş sesin
Kahve kokulu
Oturmuşsun ay ışığının sessizliğinde
Mavi bir kış çiçeğine
Bahar renginde şarkılar söylüyormuşsun
Dudaklarında kelebekler dans ediyormuş
Mışıl mışıl
Kuşlar söyledi
Kabuğu çatlıyor kalbimin
Böcekler, böcekler…
Şimşek çakıyor, pencerem ıslak!
Göz çukurlarımda bir böcek
İki, üç…
Beş, altı böcek
Çok böcek
Perdeleri okşuyor rüzgar!
Kirpiklerim titriyor
Göz kapaklarım kapandı kapanacak
Üşüyorum!
Rüzgar içeride
Kirpiklerim Korkak
Çok korkak!
Bir böceğe battı batacak
Kesiyorum kirpiklerimi
Ölme böcek!
Gözlerim kapanıyor
Pencereyi örtmem gerek
Yağmur bana kadar yağacak!
Biraz aşktan bahsedeyim size
Kırık bir kolun defalarca yanlış kaynaması gibi sıradan
Ve katili mahçup
Yalnızlıktan
Sonra
Gidip bir çay içeriz birlikte
Belki Eylül de gelir
Sararmış hüzünlerini toplarız yüzümüzün
Kim bilir
Belki de elimi tutarsınız
Yürürüz
Gittiğin gün anladım
Camdanmış çocukluğum
Düşürdüm çocukluğumu
Büyüdüm baba!
Yorgundun
Yılları demler gibi dalıp gitmişti
Çatık kaşlarının dibinde gölgelenen gözlerin
O halini hiç sevmezdim biliyor musun
O halini hiç ama hiç sevmezdim
Elimdeki bezden bebeğimle
Seni seyrederdim
Telaşlı
Heyecanlı
Ve acemi
Hayata henüz yakalanmamış
Küçük insan gözlerimle
Ah bir çağırsa derdim içimden
Ah bir çağırsa
Dizlerine takılı verirdi gözlerim
Biliyor musun
En rahat ettiğim
Uyku odamdı dizlerin
Kıyametten çıkmış olsan da
Cehennemden geliyor olsan da
Yine de her dönüşünde eve
Dizlerinin üzerine çöker
Kocaman açardın kollarını
Gözlerime yakalandığı an gözlerin
Sana koşmak sarılmak için
En ufak
Tebessüm aralığını beklerdim dudaklarının…
Tebessümünde
Çocuk düşlerime açılan bir yol vardı
Tebessümünde bana sarılman vardı
Kollarına sığınmak için koşardım
Kollarına kavuşmak için
En huzur bulduğum
Oyun odamdı kolların
Sen şimdi yoksun
Yokluğun ne demek biliyor musun
( 29.Eylül.2003 yılında kaybettiğim babam için)